Ana içeriğe atla

Sirayet

 


 Yıldızsız bir gecede soğuk insanın iliklerine işlerken atkımı bir kat daha doladım boynuma. Nedendir bilmem üşümek bana canlılığımı hatırlatıyordu, üşüdüğümde yaşadığımı hissediyordum. Evlerin pencerelerinden sızan sarı, beyaz ışıklar yolumu aydınlatıyordu, yolda ilerlerken dikkatlice sokağı dinliyordum. Özellikle duymak istediğim bir ses olduğundan değil, sadece insanların yaşamlarından kesitleri dinlemek istedim. Kulak misafiri ola ola yürürken kendimi kaptırmışım bu yüzden biriyle çarpıştım. Omzum sert bir şekilde çarptı bunun etkisiyle geriye doğru sendeledim, düşecek gibi oldum ama direğin birine tutundum. Ben dengemi sağlamaya çalışırken çarptığım kişi, hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etmiş benden yirmi adım kadar uzaklaşmıştı. Arkasına bile bakmadan gidiyordu, arkasından “pardon” diye bağırdım, cevap vermedi, başını belli belirsiz salladığını gördüm ya da gördüğümü sandım. Kaba olduğunu düşündüğüm bu yabancıya pek takılmadım. Parkın birine oturdum, gündüz yağan yağmurun etkisiyle çimler bir güzel ıslanmış ve etrafı toprak kokusu sarmıştı. Oturduğum bank da ıslaktı ama bu gece bana bir haller oluyordu, hiçbir şeyi umursamıyordum. Sanki birden umursama yeteneğimi kaybetmiş gibiydim. İçinizden beyinle ilgilenenler diyeceklerimi anlayacaklar: sanki beynim uyarıları alıyor, değerlendirme merkezine götürüyor, ara nöronlar algılıyor, tepkiyi söylüyorlar ancak motor nöronlarım tepkiyi efektör organa taşıma zahmetinde bulunmuyorlardı. Ben düşünedururken küçük bir oğlan çocuğu geldi parka, gece sokağa çıkamayacak kadar küçük yaştaydı. Salıncakta sallandı, öylece yürüdü parkta. Sonra çocuk gevezeliğiyle benimle konuşmaya çalıştı, bir şeyler söyledi ama ben dinleme zahmetinde bulunmadım. Daha fazla kafamı şişirmesini önlemek amacıyla ona kızgın ses tonuyla neden evinde olmadığını sordum. Parka oynamaya çıktığını ve geri dönüş yolunu bulamadığını söyledi bana. Seçenekleri gözden geçirdim. Onu karakolun birine götürüp bırakabilirdim ama onu nerede bulduğuma dair can sıkıcı soruları cevaplamak zorunda kalırdım. Öte yandan sabaha bulunması umuduyla parkta beklemesini söyleyip buradan hızla uzaklaşabilirdim. Eylemimin olası sonuçlarını tartıp biçtim, daha az zahmetsiz olanı seçtim.  Burada bulunana kadar beklemesini söylüyordum ki telaşlı bir adam göründü. Telaşlı adam seslendi “Ali!”, çocuk koşarak adama sarıldı. Sanırım babasıydı, adam gelip bana bir dizi açıklamada bulundu ve teşekkür etti ancak pek kulak astığım söylenemez. Teşekkürlerine karşılık gönülsüzce kafamı salladım ve adam beni zerre kadar ilgilendirmeyen ayrıntıları anlatmaktayken kalkıp gittim. Parkta oturma keyfim bozulduğu için sitem ettim, çocuğa ve ailesine laflar saydım içten içe. Saat gece yarısını geçiyordu, evin birinden “Hungarian Dance No.5” parçasını duydum. Bu benim bayılarak dinlediğim parçalardan biridir bundan mütevellit evin penceresinin önünde atkımla birlikte dans etmeye başladım. Yoldan geçen birinin elini tutuverdim, onu dansa kaldırdım. Beni bozmadan dans etmeye başladı, bozuk dansıma ayak uydurdu. Adamın yüzünü karanlıkta seçemiyordum, onun kim olduğu bana önemsiz bir ayrıntı gibi geldi. O an ahenk ve müzik önemliydi benim için.  Müzik sona erdiğinde ellerimi abartılı bir şekilde havaya kaldırdım, sonra döndürerek indirdim, kavisli el hareketiyle yüzünü göremediğim adamı takdim ettim. Bir şey demeden atkımı tekrar boynuma doladım ve tanışma ihtiyacı duymadan yoluma devam ettim.  Havanın soğukluğu kırılmıştı, birdenbire neden hala eve ulaşamadığımı merak ettim, uzun süredir yürüyordum. Etrafıma bakındım, evimden tamamen uzakta ve alakasız bir yere gelmiştim. Bu beni oldukça sinirlendirdi ve kendime bağırmaya başladım: “Bu nasıl bir kafa? Aptal mısın? Sarhoş musun? Yürüdüğün yolu görmüyor musun?” Sesim sokakta çınlarken birileri camdan kafalarını uzatıp bana baktı onlara hoş olmayan şeyler söyledim ve koşarak ilerledim. Soluklanmak için durduğumda “Hungarian Dance No.4” parçasını işittim. Keçileri kaçırmaya başladığımı düşündüm. Daha da hızlı koştum, ne kadar süre koştum bilmiyorum, kan ter içinde kaldım. Tekrar soluklanmak için durdum, boğazım kurudu ve acı acı ağrıdı. Marketin birine girdim su almak için. Buzdolabına giderken en köşedeki rafların arasında yatmakta olan birini gördüm, uyuyormuş gibi durmuyordu. Sanki, sanki… bayılmıştı. Buzdolabından suyu aldım, geri dönerken az önce bayılmış olduğunu düşündüğüm kişi ayaklarımın dibinde yatıyordu şimdi. Basmamaya dikkat ederek üzerinden atladım ve kasaya gittim, orada burada şurada yatarken gördüğüm o kişi şimdi de kasada yatıyordu. “Umursamıyorum, ilgilenmiyorum!” diye bağırarak kasayı tekmeledim parayı yatmakta olan adamın başına fırlatarak marketten çıktım. Apartmanın birinin merdivenlerinde oturarak su içtim, aklımı toplamaya çalıştım. Sakinleşmeye çalışıyordum ve “Hungarian Dance No.2” parçasını duymaya başladım. Ben tepki veremeden parçayı bastıran bir gümbürtü koptu, kadının biri yanımda merdivenlerden yuvarlanıp düştü, başını çarptı ve kafası kanamaya başladı, kadın inledi.  Hiçbir şey yapmadım, parça çalmaya devam ederken gözlerimi kapattım. Aynı gümbürtüyü, düşme sesini, kadının inlemelerini duydum.  Biri hayatımı döngüye almıştı, aynı anları tekrar tekrar yaşayıp duruyordum. Tan yeri ağarıyordu ve ben hiçbir şey yapmadan oturmaya devam ediyordum. Saatler geçti, aynı olay aynı şarkı dönüp duruyordu, işkence gibiydi. Eni sonunda ayağa kalktım kadın yapılı bir bebek gibi sızlanmaya devam ederken başında durdum, kadın gözlerini yukarı kaldırıp bana baktı, boynu geriye doğru eğilmişti, topuklu ayakkabımın sivri ucuyla boynuna bastım. Ayakkabımın ucu kan kırmızısı renge boyandı, kadının sesi kesildi, arkamı dönüp merdivenlerden uzaklaştım. Gün aymıştı, yolda yürürken başka bir parçanın notaları geldi kulağıma, artık “William Tell Overture: Final” çalıyordu. Bundan sonra ne ben eski bendim ne de dünya eski dünya olacaktı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ENOLA HOLMES FİLM YORUMU

Öncelikle filmden biraz bahsedeceğim sonra film ve dizideki farkları söyleyip yorumu yazacağım. Filmin türü Netflix'te çocuk ve aile filmi olsa da bana göre feminizm, gizem ve suç  Film Sherlock Holmes'in kardeşi, Enola adındaki genç kızın annesi kaybolduktan sonra yaşadığı maceraları anlatıyor. Bu maceralar arasında abileri Sherlock ve Mycroft'u alt ederek evden kaçmak, annesini bulmak, kaçak lordun hayatını kurtarmak ve zarafet okulundan kaçmak var.        Başroller : Millie Boby Brown = Enola Holmes Henry Cavill = Sherlock Holmes Sam Clavlin = Mycroft Holmes Helena Bonham Carter = Eudoria Holmes Louis Partridge = Lord Tewkesbury     Yönetmen : Harry Bradbeer     Yapımcı : Mary Parent     Öykü : Nancy Springer     Film Süresi : 2 saat 3 dk     IMDb : 6,17    Google kullanıcılarının %95' i beğendi.    Filmin Fragmanı :  https://www.youtube.com/watch?v=W4VLWPpWH5A       ...

Mesafe

  Sıcak çörek eşliğinde Agustin’in mısralarından damlayan melankolinin derinliklerine dalmıştım. Bu kadar yoğun melankolik hali bana geçmiş anılarımı hatırlatmıştı. Bu denli karamsar     yazması     bu denli derin karamsar duygular hissetmesinden kaynaklı diye düşündüm.  Agustin’in şiirlerini yorumlamamız bitmişti sıra benim yazılarıma gelmişti. Biraz çekiniyordum yazılarım hakkındaki düşüncelerinden. Agustin’in dilinden dökülecek kelimeleri dört gözle bekliyordum ama tuhaftı    iki yazıyı okumak bu kadar uzun sürmemeliydi. Yine de sesimi çıkarmadım belki de bu onun yorumlama yöntemidir diye düşündüm.  “ Bilmiyorum adlı yazında duygularını şeffaflıkla aktarışın çok başarılı, karşıya geçirmişsin içindeki o karmaşayı” dedi. Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü kağıtlarımın arasına karışmış olmalıydı o yazım, donup kaldım ne diyeceğimi bilemedim.   Yanlış bir şey mi söyledim.  Hayır sadece bu kendimi pek iyi hissetmediğim bir dö...

Tanıtım

Athena ve Amber üniversite sınavına hazırlanan iki genç kız. Hayalleri için mücadele eden iki genç kız. Athena ve Amber hayatlarının, hayallerinin bir yerde saklanması ve paylaşılması gerektiğini düşündü. Bu paylaşımlarda insanların yaşamlarına, kalplerine dokunmayı amaçlıyorlar. İçlerindeki yazma aşkını blogta yayınlayacaklar. Her bir yazı da kendilerinden bir parça olacak. Yazılarında ebebiyat ve bilim üzerinden ilerlemeyi planlıyorlar. İçerikler : film-dizi yorumu, kitap yorumu, bilimsel araştırmalar, edebi yazılar ve daha fazlası olacak. Bloğu hayat gibi akışa bırakacaklar. İlham hangi konuya el verirse... Blogta ilerleme düşüncesi onları mutlu ediyor çünkü ne kadar çok okuyucu olursa o kadar çok insana dokunabilecek ve ilhamları artacak. Şu an o hayaller için yazıyorlar ilerde okuyucular için yazacaklar. Blog yazılarını sık sık yenilemeyi planlıyorlar. Yazılarında her konuya değinecekler.  Şimdiden iyi okumalar iyi eğlenceler  Bilimvedebiyat yazılarında kendinizi bulmanız...