Ana içeriğe atla

Magnus Temeraria

Fi tarihinden önce heybetli bir dağın eteğinde güzeller güzeli mistik bir kasaba varmış. İrili ufaklı, çeşit çeşit ağaçlar sur gibi kasabayı korur, ırmak kollarını iki yana açar kasabaya yol verirmiş. İki yanda akan ırmaktan masmavi, berrak sular akar; tadına doyum olmazmış. Dışarıdan vahşi, balta girmemiş bir orman gibi görünen bu arazinin içinde bir inci gibi, tüm parlaklığı ve asaletiyle Kalonsen kasabası dururmuş.

 Bağlı olduğu krallığa bile uzak olan Kalonsen’i kralın tek varisi Prens Duffen inşa ettirmiş. Prens, Kalosen adında güzeller güzeli bir kızla evlenmek istiyormuş. Kalosen yemyeşil gözleri, sırma, siyah saçları olan uzun boylu bir kızmış ve bileğinde kuzgun şeklinde bir doğum lekesi varmış. Kalosen’e aşık olan Prens, bu güzel kasabada biricik sevdiği ile mutlu bir yaşam sürmek istiyormuş. Ancak kral buna şiddetle karşı çıkmış, yönetilecek kocaman bir ülke varken küçücük bir kasaba da neyin nesiymiş. Prens Duffen, babasına itiraz ettikçe Kral köpürüp askerlerine kasabayı bulup darmaduman etmeleri için emir vermiş. Askerler ne kadar arasalar da kasabayı bulamayıp yorgunlukla saraya dönünce kral daha da hiddetlenmiş ve Kalonsen’in öldürülmesi için emir vermiş. Kalonsen o gece şenlik ateşinde idam edilince Prens Duffen aklını yitirmiş ve kayıplara karışmış. Halk da bu olay üzerine bulunamayan gizemli kasabaya Kalonsen’in ismini vermiş.

 Yıllar yılı kaybolan avcılar, kervanını kaybeden tüccarlar, krallıklardan bıkan çiftçiler ve daha birçok çeşit insan Kalonsen’e rastlayıp yerleşmeye başlamış. Kalonsen’de fazla insan yaşamazmış ama yaşayanlar da işinin ehli insanlarmış. Küçük kasabadaki herkes birbirini tanırmış.

 Okelyus da Kalonsen’de yaşayan saygın bir terziymiş. Gri gözlerinden hiçbir hata kaçmaz, becerikli elleri her türlü elbiseyi dikebilirmiş. Okelyus’un Arten ve Garken adında iki oğlu varmış. Pek sevgili anneleri, Garken’in doğumunda vefat edince evin yükü Okelyus’un omuzlarına kalmış. Büyük oğlan Arten babasına hiç yardımcı olmuyormuş, Okelyus, Arten’in yasta ve müthiş bir üzüntüde olduğunu düşünerek başlarda hiç ses çıkarmamış. Bir gün Okelyus’un acilen dükkana gitmesi gerekmiş ve yarım saatliğine Garken’i Arten’e emanet etmiş. Geri geldiğinde ise Garken’i beşikte ağlamaktan çatlayacak halde bulmuş ve neredeyse ölümden döndürmüş. Tüm bunlar olurken Arten kafasını bile kaldırmadan bir şeyler yazıyormuş. Küplere binen Okelyus sinirle Arten’i sarsmaya ve bağırıp çağırmaya başlamış, Arten’in tepkisizliği Okleyus’u deliye çevirmiş ve onu sürükleyerek meydana götürmüş. Meydanda yılların siniri, karısının kaybının üzüntüsü ve acısıyla Arten’e vuruyor, bir tepki bekliyormuş ancak Arten sadece gözlerini kırpıp duruyormuş. En sonunda Arten’e öyle şiddetli bir tokat atmış ki onu yere düşürmüş ve başı kanmaya başlamış. Arten canı derinden yanınca ayağa kalkmış ve babasına karşılık vermiş. Tekmeler savurmuş, ağız dolusu küfürler etmiş. En sonunda kasabalının araya girmesiyle ikili ayrılmış. Bu olay sonrasında Okleyus Arten’in normale döndüğünü, annesini kaybetmenin şokunu atlattığını sanmış. Günler ayları aylar yılları kovalamış, ne yazık ki Arten’de hiçbir değişme yokmuş. Kendinden başkası için hiçbir şey yapmaz, kendisiyle ilgili olmadığı sürece hiçbir olaya dahil olmaz hatta bir tek söz bile söylemezmiş.

 Garken ise Arten’in zıttı sorumluluğunu bilen, babasına oldukça yardımcı olan bir genç olmuş. Garken babasının yükünü paylaşınca Arten’e sataşmaz olmuşlar, onu kendi haline bırakmışlar. Arten bir baltaya sap olmamış, buna rağmen ailesi ona bakmaya devam etmiş. Gün boyunca orada burada geziyor, insanları izliyormuş; kasabalı da bu garip oğlana alışagelmiş. Arten kasabada her türlü olayı; hırsızlıkları, ihanetleri bile görüyor, iftiraları fark ediyor ama asla şahitlik yapmıyormuş. Sadece oldu olası gördüğü her şeyi not ettiği bir günlüğü varmış. Hatta Garken’in ölümden döndüğü gün de olanları yazmakla meşgulmüş. 

Bir gün Kalosen’e bilge bir kahin gelmiş, Okelyus kasaba meydanında Arten’in hali hakkında konuşurken kahin kulak misafiri olmuş. Duydukları karşısında şaşkına dönmüş, Okleyus’un omzuna dokunmuş: “Magnus Temeraria” demiş ve bayılmış. Kahin uyandığında etrafı meraklı gözlerle çevriliymiş, kendine geldiğinde Okelyus’la yalnız kalmak istediğini söyleyip herkesi dışarı çıkartmış. Bildiklerini anlatmaya başlamış:

 “Erler eri Okelyus, meydanda anlattıklarını duyduğum an aradığımı buldum. Diyarımda kadim bir kehanet gördüm. Kehanete göre 21 yıl önce kardeşinin ölümünü görmezden gelecek kadar insanlıktan uzak bir yaratık dünyaya gelecekti. Bu yaratık ve eski bir zalimliğin birleşmesiyle insanlık dünyanın sonuna kadar kurtulamayacağı bir lanetle lanetlenecekti. Lanet hiçbir zaman bozulmayacak çünkü insanlar lanetlenmiş olduklarını bile fark etmeyecekti. Bu kehaneti duyurduğumda herkes bir saçmalık olduğunu düşündü ancak benim uykularım kaçıyor, her gece başka bir kabus görüyordum. Kehanete göre bu yaratık 21 yaşına bastığı gün kehaneti durdurmak için her şey çok geç olacaktı. Yaşanacak bir olay her şeyi döndürülemez kılacaktı.  Bundan 2 yıl önce kehanette adı geçen Kalosen’i bulmak için yola çıktım. Türlü badireler atlatarak buraya ulaştım ve şimdi sen Okelyus bana geç kalmadığımı söyle.”

 Okelyus yaşlı ellerini kırışmış alnına götürdü. Belli ki Arten’in doğduğu günü anımsamaya çalışıyordu. Aniden gerçek, şimşek gibi kafasına dank etti, Okelyus’un yaşama gözlerini açtığı gün, dündü. Koşarak kahinin yanından gitti, yaydan çıkmış bir ok gibiydi. “Arten, arten!” diye bağırarak sokakları çınlatıyor, eve doğru koşuyordu, onu öldürecekti. Eve vardığında evde iki kişi vardı: Arten ve kolunda kuzgun lekesi olan güzel bir kız. Kız kucağında yeni doğmuş bir bebek tutuyordu. Garken ellerini silerek odaya geldi “Müjdemi isterim.”

Güzeller güzeli Kalosen

Ve lanetli Arten

Daha büyük bir lanet doğacak

Fark ettirmeden

Kalosen halkının içine işleyecek

Zavallı Garken

Müjdenin mutluluğu fazla süremeyecek

(Magnus Temeraria, Athena'nın Kaleminden)



Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ENOLA HOLMES FİLM YORUMU

Öncelikle filmden biraz bahsedeceğim sonra film ve dizideki farkları söyleyip yorumu yazacağım. Filmin türü Netflix'te çocuk ve aile filmi olsa da bana göre feminizm, gizem ve suç  Film Sherlock Holmes'in kardeşi, Enola adındaki genç kızın annesi kaybolduktan sonra yaşadığı maceraları anlatıyor. Bu maceralar arasında abileri Sherlock ve Mycroft'u alt ederek evden kaçmak, annesini bulmak, kaçak lordun hayatını kurtarmak ve zarafet okulundan kaçmak var.        Başroller : Millie Boby Brown = Enola Holmes Henry Cavill = Sherlock Holmes Sam Clavlin = Mycroft Holmes Helena Bonham Carter = Eudoria Holmes Louis Partridge = Lord Tewkesbury     Yönetmen : Harry Bradbeer     Yapımcı : Mary Parent     Öykü : Nancy Springer     Film Süresi : 2 saat 3 dk     IMDb : 6,17    Google kullanıcılarının %95' i beğendi.    Filmin Fragmanı :  https://www.youtube.com/watch?v=W4VLWPpWH5A       ...

Mesafe

  Sıcak çörek eşliğinde Agustin’in mısralarından damlayan melankolinin derinliklerine dalmıştım. Bu kadar yoğun melankolik hali bana geçmiş anılarımı hatırlatmıştı. Bu denli karamsar     yazması     bu denli derin karamsar duygular hissetmesinden kaynaklı diye düşündüm.  Agustin’in şiirlerini yorumlamamız bitmişti sıra benim yazılarıma gelmişti. Biraz çekiniyordum yazılarım hakkındaki düşüncelerinden. Agustin’in dilinden dökülecek kelimeleri dört gözle bekliyordum ama tuhaftı    iki yazıyı okumak bu kadar uzun sürmemeliydi. Yine de sesimi çıkarmadım belki de bu onun yorumlama yöntemidir diye düşündüm.  “ Bilmiyorum adlı yazında duygularını şeffaflıkla aktarışın çok başarılı, karşıya geçirmişsin içindeki o karmaşayı” dedi. Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü kağıtlarımın arasına karışmış olmalıydı o yazım, donup kaldım ne diyeceğimi bilemedim.   Yanlış bir şey mi söyledim.  Hayır sadece bu kendimi pek iyi hissetmediğim bir dö...

Tanıtım

Athena ve Amber üniversite sınavına hazırlanan iki genç kız. Hayalleri için mücadele eden iki genç kız. Athena ve Amber hayatlarının, hayallerinin bir yerde saklanması ve paylaşılması gerektiğini düşündü. Bu paylaşımlarda insanların yaşamlarına, kalplerine dokunmayı amaçlıyorlar. İçlerindeki yazma aşkını blogta yayınlayacaklar. Her bir yazı da kendilerinden bir parça olacak. Yazılarında ebebiyat ve bilim üzerinden ilerlemeyi planlıyorlar. İçerikler : film-dizi yorumu, kitap yorumu, bilimsel araştırmalar, edebi yazılar ve daha fazlası olacak. Bloğu hayat gibi akışa bırakacaklar. İlham hangi konuya el verirse... Blogta ilerleme düşüncesi onları mutlu ediyor çünkü ne kadar çok okuyucu olursa o kadar çok insana dokunabilecek ve ilhamları artacak. Şu an o hayaller için yazıyorlar ilerde okuyucular için yazacaklar. Blog yazılarını sık sık yenilemeyi planlıyorlar. Yazılarında her konuya değinecekler.  Şimdiden iyi okumalar iyi eğlenceler  Bilimvedebiyat yazılarında kendinizi bulmanız...