Ana içeriğe atla

Magna Arbor

Kırmızının Garip Tonunu Görmek

Magna Arbor ülkesinin üzerinde sapsarı bir güneş parıldar ve sekiz renkli gökkuşağı gökten eksik olmazdı. Magna Arbor’da yaşayan insancıkılar saf mutluluğa sahipti burası öyle bir ülkeydi ki zindanları bile yoktu. Bu ülkenin halkının kanı yeşil akardı; damarlarından akan kan toprağa can verir, verimini arttırırdı. Magna Arbor’un daimi yöneticisi Hya isimli genç bir kızdı. Hya, masmavi saçları, yeşil gözleri ile okyanus ile karaların kesişim noktası gibiydi, hayvanlara karşı çok nazikti ve en sevdiğim arkadaşım diyerek bahsettiği “Leon” adında bir kaplanı vardı. Halk, yönetimde tek kusur bulmazdı.

 Huzurlu ülkede günün birinde güneş ve gökkuşağı gökten çekildi. Kara fırtına bulutları ve büyük bir gök gürültüsünün ardından insancıklar kendilerini toz toprak içinde yerde buldular. Fırtına geçtiğinde yerde öylece duran biri vardı. Görünüşü tıpkı Magna Arbor’un insancıkları gibiydi. Kalabalık alışılmadık bu durum karşısında tepki vermeye korkmuştu. Onurlu yönetici Hya öne çıktı, halkına cesaret vermek ister gibi kararlı adımlarla yerde yatana yaklaştı. Yerdeki gözlerini açtığında Hya, dehşetle geriye çekildi. Bunda; buradaki insancıkta eksik bir şeyler vardı, gözlerinde Leon’da bile olmayan bir vahşilik vardı. Hya, kimseyi endişelendirmek istemedi. Yerdeki insancığa ayağa kalkması için elini uzattı, insancık içten olmayan gülümseme ile Hya’nın elini tutup kalktı. Ayağa kalkan insancık etrafa göz gezdiriyordu, Magna Arbor’un insancıklarına üstten bir tavırla bakıyor gibiydi. Uzun bakışma ve analizlerin ardından ağzından “Hey” kelimesi döküldü. Kalabalık ve Hya’la onulmaz bir şaşkınlık ifadesiyle gerisin geri gittiler, gözleri yuvalarından fırlayacaktı. Büyükler çocuk insancıkların kafalarını sağa, sola çevirip gözlerini kapattı. İçlerinden bazıları korkuyla koşarak evine gitti. Bu tepki karşısında Garip İnsancık afalladı. Kötü bir şey söylememişti hatta hiçbir şey söylememişti. Merakla, neler olduğunu sorarmışçasına Hya’nın gözlerinin içine baktı. Hya, ağzını konuşmak için açtığında Garip, Hya’nın ağzındaki ince, uzun ve saniyede beş kez kıvrılan yılan dili görür görmez yerden aldığı taşı kuvvetle Hya’ya fırlattı, her şey saniyeler içinde olurken taş Hya’yı milisaniye ile sıyırıp geçti, mermer gibi beyaz teninde çizik izi bıraktı, çizilen yer yeşillendi. Hya cüssesinden beklenmeyecek bir atiklikle Garip’i itti. Garip önce sendeledi, sonra ayakları birbirine dolandı, az önce Hya’ya atmak için aldığı taşın olduğu taş öbeğine düştü. Elleri ve başından… Elleri ve başından kırmızı sıvılar akmaya başladı! Hya aniden halkına dönüp eve gitmelerini ve kapılarını sımsıkı kapatmalarını söyledi. Kalabalığın yarısından fazlası koşarak gitti, bazıları savunma yapmak için Hya’nın arkasına geçtiler. Bunlar olurken Garip düşmenin etkisinden kurtulmuş, saldırı pozisyonu almıştı. Giydiği pantolonun cebinden Hya ya da insancıkların daha önce hiç görmediği siyah, tuhaf bir kutu çıkardı. “Yaklaşmayın, geri çekilin.” Diye bağırdı. Koruyucu olarak kalanlardan biri ileri doğru adım atmaya yeltendiğinde Garip tuhaf aletini koruyucuya yöneltti. “Sana dur dedim, zehirli aptal yaratık!”. Koruyucu, karşısında anlamsız dilde bağıran Garip’in ne dediğini anlamadı, adımını attı. Garip tuhaf şeye bastı, ufak delikten çıkan ateş koruyucunun gözüne isabet etti. Koruyucu saniyeler içinde bir ağaç gibi yere devrildi. Gözünden oluk oluk akmakta olan yeşil kan toprağa değdiği an bir fide filizlendi, koruyucunun kanı aktıkça ağaç büyüdü, kocaman bir çınar ağacı oldu. Garip gerçek şaşkınlığı şimdi yaşıyordu, geldiği gezegende görülmemiş şeydi, gerçekleşen. Hya’nın varlığını unutup dikkatle çınar ağacına yaklaştı, ürkek tavırla ağacın gövdesine dokundu. Ağaca dokunduğu an koruyucunun kanının son damlaları intikam ile parladı, ağaçtan gelen zehirli sarmaşık hızla Garip’i ağaca doladı. Tüm bunlar olurken Hya kahır ve hayretle bakakalmıştı. Garip’in kırmızı renkli kan sıvısına enjekte olan zehir onu dakikalar içinde öldürdü. Ölürken ağzından beyaz köpükler çıkıyordu.

 Hya, Garip’in öldüğünden emin olduktan sonra halkla konuşmaya ve olayı yorumlaması için Kahin Kasde ile görüşmeye gitti. Koruyucular Hya’yı takip etti, yalnız içlerinden biri orada kaldı. Tepkisiz bir suratla ölen koruyucudan kalan kalıntıları eline alıp üfledi. Garip’in moraran ve buz kesen vücuduna dokundu. O sırada Garip’in sol ayağının yanına düşmüş, tuhaf kutuyu gördü. Hya’nın enerjisi ortamı terk ettikten sonra Garip’e dokunan koruyucunun gözleri, Garip’in gözlerindeki vahşilikle yüklendi. Aklına bir şey gelmiş gibi halk meydanına doğru koşmaya başladı.

Yılanların acı dilini

Vahşi gözler çevreledi.

Yaşananlardan sonra

Magna Arbor’un gökyüzünde

Güneş açsa da

Yeşilliği pompalayan

Kalplerindeki

Kara bulutlar dağılmadı.

Bir damla kırmızı kan

Sonu oldu

Huzurlu Magna Arbor’un.

(Kırmızının Garip Tonunu Görmek, Athena'nın kaleminden)



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ENOLA HOLMES FİLM YORUMU

Öncelikle filmden biraz bahsedeceğim sonra film ve dizideki farkları söyleyip yorumu yazacağım. Filmin türü Netflix'te çocuk ve aile filmi olsa da bana göre feminizm, gizem ve suç  Film Sherlock Holmes'in kardeşi, Enola adındaki genç kızın annesi kaybolduktan sonra yaşadığı maceraları anlatıyor. Bu maceralar arasında abileri Sherlock ve Mycroft'u alt ederek evden kaçmak, annesini bulmak, kaçak lordun hayatını kurtarmak ve zarafet okulundan kaçmak var.        Başroller : Millie Boby Brown = Enola Holmes Henry Cavill = Sherlock Holmes Sam Clavlin = Mycroft Holmes Helena Bonham Carter = Eudoria Holmes Louis Partridge = Lord Tewkesbury     Yönetmen : Harry Bradbeer     Yapımcı : Mary Parent     Öykü : Nancy Springer     Film Süresi : 2 saat 3 dk     IMDb : 6,17    Google kullanıcılarının %95' i beğendi.    Filmin Fragmanı :  https://www.youtube.com/watch?v=W4VLWPpWH5A       ...

Mesafe

  Sıcak çörek eşliğinde Agustin’in mısralarından damlayan melankolinin derinliklerine dalmıştım. Bu kadar yoğun melankolik hali bana geçmiş anılarımı hatırlatmıştı. Bu denli karamsar     yazması     bu denli derin karamsar duygular hissetmesinden kaynaklı diye düşündüm.  Agustin’in şiirlerini yorumlamamız bitmişti sıra benim yazılarıma gelmişti. Biraz çekiniyordum yazılarım hakkındaki düşüncelerinden. Agustin’in dilinden dökülecek kelimeleri dört gözle bekliyordum ama tuhaftı    iki yazıyı okumak bu kadar uzun sürmemeliydi. Yine de sesimi çıkarmadım belki de bu onun yorumlama yöntemidir diye düşündüm.  “ Bilmiyorum adlı yazında duygularını şeffaflıkla aktarışın çok başarılı, karşıya geçirmişsin içindeki o karmaşayı” dedi. Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü kağıtlarımın arasına karışmış olmalıydı o yazım, donup kaldım ne diyeceğimi bilemedim.   Yanlış bir şey mi söyledim.  Hayır sadece bu kendimi pek iyi hissetmediğim bir dö...

Tanıtım

Athena ve Amber üniversite sınavına hazırlanan iki genç kız. Hayalleri için mücadele eden iki genç kız. Athena ve Amber hayatlarının, hayallerinin bir yerde saklanması ve paylaşılması gerektiğini düşündü. Bu paylaşımlarda insanların yaşamlarına, kalplerine dokunmayı amaçlıyorlar. İçlerindeki yazma aşkını blogta yayınlayacaklar. Her bir yazı da kendilerinden bir parça olacak. Yazılarında ebebiyat ve bilim üzerinden ilerlemeyi planlıyorlar. İçerikler : film-dizi yorumu, kitap yorumu, bilimsel araştırmalar, edebi yazılar ve daha fazlası olacak. Bloğu hayat gibi akışa bırakacaklar. İlham hangi konuya el verirse... Blogta ilerleme düşüncesi onları mutlu ediyor çünkü ne kadar çok okuyucu olursa o kadar çok insana dokunabilecek ve ilhamları artacak. Şu an o hayaller için yazıyorlar ilerde okuyucular için yazacaklar. Blog yazılarını sık sık yenilemeyi planlıyorlar. Yazılarında her konuya değinecekler.  Şimdiden iyi okumalar iyi eğlenceler  Bilimvedebiyat yazılarında kendinizi bulmanız...